Dünya yeni bir güç mücadelesinin içerisinden geçiyor. Devletler artık yalnızca sınırlarını değil, geleceklerini de güvence altına almaya çalışıyor. Kimi askerî varlığını genişletiyor, kimi enerji kaynaklarını kontrol etmek istiyor, kimi de teknoloji ve üretim kapasitesiyle küresel dengelerde yerini sağlamlaştırıyor.
Amerika Birleşik Devletleri’nin Grönland üzerindeki stratejik ilgisi, Rusya’nın Ukrayna’daki savaşı, Çin’in teknoloji ve ticaret alanındaki yükselişi ve Orta Doğu’da devam eden nüfuz mücadelesi aynı dönemin farklı gelişmeleri.
Dünyada güç yeniden tanımlanıyor.
Eskiden büyük devlet olmanın ölçüsü geniş topraklar ve güçlü ordulardı. Bugün bunlara enerji güvenliği, ileri teknoloji, kritik madenler ve ekonomik dayanıklılık da eklendi.
Türkiye’nin geleceğini değerlendirirken bu değişimi göz ardı edemeyiz.
Türkiye-Güney Kore İş Birliğinde Yeni Dönem
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Güney Kore ziyareti kapsamında gündeme gelen nükleer enerji, bilim, teknoloji, madencilik ve enerji alanlarındaki iş birlikleri, bu açıdan üzerinde durulması gereken gelişmeler arasında.
Kore ile ilişkilerimizin geçmişi yalnızca diplomatik temaslardan ibaret değil. Kore Savaşı’nda Türk askerinin verdiği mücadele, iki ülke arasında nesiller boyunca devam eden bir yakınlık oluşturdu. Güney Kore halkının Türkleri kardeş millet olarak görmesinin arkasında bu tarihsel hafıza bulunuyor.
Ancak günümüz dünyasında tarihsel dostlukların ekonomik ve teknolojik karşılık üretmesi gerekiyor.
Güney Kore bunun önemli örneklerinden biri.
Doğal kaynakları sınırlı olmasına rağmen eğitim, teknoloji, sanayi ve ihracata dayalı kalkınma politikalarıyla dünyanın önemli üretim merkezlerinden biri haline geldi. Otomotivden elektronik sanayisine, gemi inşasından yarı iletken teknolojilerine kadar birçok alanda küresel markalar ortaya çıkardı.
Güney Kore’nin başarısı yalnızca yabancı sermaye çekmesinden kaynaklanmadı. Üretim bilgisini geliştirdi, kendi şirketlerini büyüttü ve teknolojiyi ekonomik güce dönüştürdü.
Türkiye’nin bu tecrübeden çıkaracağı önemli dersler bulunuyor.
Ülkemiz uzun yıllardır enerji ithalatına önemli kaynaklar ayırıyor. Sanayimizin ihtiyaç duyduğu bazı ileri teknolojilerde ve kritik hammaddelerde dışa bağımlılığımız devam ediyor. İhracatımız büyüse de yüksek katma değerli üretimde ulaşmamız gereken mesafe var.
Güney Kore ile geliştirilecek ortaklıkların gerçek değeri, bu alanlarda ne kadar ilerleme sağlayacağımızla ölçülecek.
Nükleer Enerji ve Yerli Sanayi
Nükleer enerji konusunda kurulacak iş birliği, yalnızca yeni bir santral veya finansman imkânı olarak görülmemeli. Türkiye’nin mühendislik kapasitesine, yerli sanayisine ve uzun vadeli enerji güvenliğine sağlayacağı katkı da değerlendirilmelidir.
Bir santralin ülkemizde kurulması önemlidir. Ancak o santralin teknolojisini anlayan, parçalarını üretebilen, bakımını gerçekleştirebilen ve gelecekte benzer projelerde söz sahibi olabilen bir sanayi yapısına ulaşmak çok daha değerlidir.
Kritik Madenlerde Nihai Ürün Hedefi
Aynı yaklaşım madencilik için de geçerli.
Türkiye’nin sahip olduğu doğal kaynakları yalnızca çıkarıp ihraç etmesi, bu kaynaklardan elde edilebilecek ekonomik değerin önemli bir bölümünü başka ülkelere bırakması anlamına gelebilir.
Madenin çıkarılmasından işlenmesine, ileri malzemeye dönüştürülmesinden sanayide kullanılmasına kadar uzanan üretim zincirinde daha güçlü bir konuma gelmemiz gerekiyor.
Çünkü geleceğin rekabeti yalnızca petrol ve doğal gaz üzerinden yürümeyecek. Batarya teknolojileri, savunma sanayisi, elektronik üretimi ve yenilenebilir enerji sistemleri için gerekli kritik mineraller de ülkelerin stratejik hesaplarında belirleyici olacak.
Türkiye’nin bu alanlarda yalnızca tedarikçi değil, teknoloji geliştiren ve nihai ürün üreten bir ülke olması gerekiyor.
Bilim, Teknoloji ve Stratejik Projeler
Bilim ve teknoloji iş birliğini de aynı çerçevede değerlendirmeliyiz.
Üniversitelerimizin, araştırma merkezlerimizin ve sanayi kuruluşlarımızın uluslararası ortaklıklarda daha fazla yer alması önemli. Ancak ortak araştırmaların patentlere, ticari ürünlere, ihracata ve nitelikli istihdama dönüşmesi asıl hedef olmalı.
Biz de Abdullah Cengiz Stratejik Hizmetler çatısı altında uluslararası ticaret, stratejik danışmanlık, enerji ve teknoloji projeleri üzerine yürüttüğümüz çalışmalarda bu ihtiyacı yakından görüyoruz. Türkiye’nin yalnızca ürün ve teknoloji satın alan bir pazar olarak kalmaması, uluslararası iş birliklerinin geliştirilmesinde ve yeni yatırım alanlarının oluşturulmasında daha etkin rol üstlenmesi gerektiğini düşünüyoruz.
Özellikle enerji verimliliği, teknolojik üretim, dış ticaret ve stratejik proje geliştirme alanlarında ülkemizin önemli fırsatlara sahip olduğuna inanıyoruz. Ancak bu fırsatların ekonomik değere dönüşebilmesi için kamu, özel sektör ve üniversiteler arasında daha güçlü bir iş birliği gerekiyor.
Yurt dışından yatırım gelmesi elbette önemlidir. Fakat yatırımın ülkemizde kalıcı bilgi, nitelikli istihdam ve üretim kapasitesi oluşturması çok daha önemlidir.
Güney Kore ile geliştirilen ilişkileri değerli kılan da bu imkânlardır.
Her Anlaşma Stratejik Kazanım Değildir
Ancak burada dikkat edilmesi gereken bir gerçek var.
Yabancı bir ülkeyle yapılan her anlaşma, kendiliğinden stratejik kazanım anlamına gelmez.
Anlaşmaların içeriği, finansman şartları, teknoloji paylaşımı, yerli üretim oranları ve Türk şirketlerinin projelerde üstleneceği görevler belirleyici olacaktır.
Türkiye yalnızca yatırım yapılan bir pazar olarak kalmamalı. Ortak yatırımlarda bilgi ve üretim kapasitesi kazanan, kendi şirketlerini büyüten ve uluslararası pazarlara birlikte açılabilen bir ülke olmalı.
Denge Politikası ve Stratejik Akıl
Dünyadaki gelişmeler de bu yaklaşımın önemini gösteriyor.
Amerika, Kuzey Kutbu’ndan Orta Doğu’ya uzanan geniş bir coğrafyada askerî ve siyasi etkisini korumaya çalışıyor. Rusya, Ukrayna savaşı üzerinden kendi güvenlik alanını yeniden şekillendirmek istiyor. Çin ise üretim, teknoloji ve ticaret ağlarıyla küresel gücünü artırıyor.
Avrupa da enerji güvenliğini ve savunma kapasitesini yeniden düzenlemeye çalışıyor.
Türkiye bu ülkelerin hiçbiriyle ilişkilerini yalnızca dostluk veya karşıtlık üzerinden kuramaz.
NATO üyeliğimiz, Rusya ile ekonomik ilişkilerimiz, Avrupa ile ticaretimiz, Asya ile gelişen ortaklıklarımız ve Orta Doğu’daki tarihsel bağlarımız birlikte değerlendirilmek zorunda.
Bunun adı kararsızlık değil, coğrafyamızın gerektirdiği stratejik akıldır.
Ancak denge politikası tek başına yeterli değildir.
Dış politikada güçlü olmanın yolu, içeride güçlü bir ekonomi ve üretim düzeni kurmaktan geçer. Enerjide dışa bağımlılığını azaltamayan, teknolojisini geliştiremeyen ve sanayisini küresel rekabete hazırlayamayan bir ülkenin diplomatik hareket alanı da zamanla daralır.
Türkiye’nin geçmişten gelen devlet tecrübesi ve bulunduğu coğrafya önemli avantajlar sağlıyor. Fakat tarihsel mirasın tek başına bugünün ekonomik ve teknolojik ihtiyaçlarını karşılaması mümkün değil.
Türkiye Kendi Geleceğini İnşa Etmeli
Güney Kore ile ilişkilerimiz bu bakımdan önemli bir fırsat sunuyor.
Yetmiş yılı aşan dostluğun yeni dönemde ortak teknolojiye, sanayi yatırımlarına, enerji projelerine ve ticari kazanımlara dönüşmesi gerekiyor.
Türkiye’nin yalnızca büyük ülkeler arasında denge kuran bir devlet olarak görülmesiyle yetinmemeliyiz.
Kendi enerji politikalarını geliştiren, kritik madenlerini işleyen, teknolojisini üreten, savunma sanayisini güçlendiren ve uluslararası ticarette daha fazla söz sahibi olan bir Türkiye hedeflemeliyiz.
Bu hedef, siyasi iktidarların dönemsel başarısının ötesinde, uzun vadeli bir devlet politikası olarak ele alınmalı.
Çünkü nükleer enerji yatırımları, ileri teknoloji projeleri ve sanayi dönüşümü birkaç yıllık çalışmalarla tamamlanabilecek işler değil. Kurumsal devamlılık, nitelikli insan kaynağı, ekonomik istikrar ve uzun vadeli planlama gerektiriyor.
Dünya yeniden şekillenirken ülkeler gelecekte hangi kaynakları, hangi teknolojileri ve hangi ticaret yollarını kontrol edeceklerinin hesabını yapıyor.
Türkiye’nin de hesabı bu büyüklükte olmalı.
Bugün Güney Kore ile geliştirilen ortaklıkların yarın hangi fabrikalara, hangi teknolojilere ve hangi ihracat başarılarına dönüşeceği önem taşıyor.
Kore Savaşı’nda kurulan kardeşlik, iki milletin ortak hafızasında değerli bir yere sahip. Bu bağın yeni dönemde ekonomik ve teknolojik bir güç birliğine dönüşmesi her iki ülkenin de çıkarına olacaktır.
Türkiye’nin ihtiyacı, büyük güçlerin arasında kendisine yer arayan bir ülke olmak değil; kendi üretimi, teknolojisi ve ekonomik gücüyle uluslararası dengelerde ağırlığını artıran bir devlet olmaktır.
Dostluklarımızı koruyacağız, ittifaklarımızı sürdüreceğiz, yeni ortaklıklar geliştireceğiz.
Ancak bütün bunları yaparken kendi geleceğimizin başkalarının kararlarına bağımlı kalmasına izin vermemeliyiz.
Çünkü dünyada kalıcı güç, yalnızca diplomatik masalarda kazanılmaz.
Fabrikalarda, laboratuvarlarda, üniversitelerde, enerji tesislerinde ve üretim sahalarında inşa edilir.
Türkiye’nin geleceğini belirleyecek olan da başkalarının sahip olduğu güç değil, bizim ne kadarını kendi imkânlarımızla üretebildiğimiz olacaktır.
Abdullah Cengiz
A.C. Stratejik Analiz

