Yıllardır siyasi konular yerine Öcalan gündemden düşmesin diye tek merkezden idare edilen “Görüş yasağı var, sağlığından endişe ediliyor” gibi bahanelerle eylemler yapılarak halk oyalandı. Hatta “zehirlendi” diye saçından alınan örnekler incelensin diye Türkiye dışındaki laboratuvarlara bile gönderildi.

Öcalan’ın, Selahattin Demirtaş’ın da bir zamanlar yer aldığı İmralı heyetleri ile sürekli görüştüğü, PKK’nin ne zaman savaşacağına ve ne zaman tek taraflı ateşkes ilan edeceğine dair kararları İmralı Adası’nda verdiği, hatta tek taraflı ilan edilen ateşkeslere bile Öcalan’ın karar verdiği biliniyor…

Hendek çatışmaları ve sonrasındaki tartışmalar

Yine tek taraflı ateşkesin ilan edildiği bir dönemde kendisi adına yetki verdiği ıslak imzalı mektup ile birlikte S. Süreyya Önder’i Kandil’e gönderdiğini, daha çocuk yaşta Kürd gençlerinin ellerine keleş verilerek “özyönetim” için günlerce devletin müdahalesi olmadan ilçelerde hendekler kazıldı. Çatışmaların başlaması ile birlikte ellerindeki keleşle “özyönetim” için savaştığını zanneden gençlerin binlercesi topla, tankla öldürüldüğünü. Şırnak ili ve 11 ilçe yerle bir edildi. İki milyon Kürd’ün yerini terk ederek metropollere göç etmek zorunda bırakıldı.

Devletin “hendek operasyonu”, PKK’nin “hendek savaşı” dediği olayların yaşandığı yerleşim yerlerindeki felaketin psikolojik çöküntüye dönüşmesi için de televizyon kanallarında dizi film gibi halka izlettirildi. Bugün psikolojik çöküntünün yarattığı değerlerin yıkımını, yılgınlığı ve yozlaşmanın halk üzerindeki etkisini daha açık biçimde görüyoruz…

S. Süreyya Önder’in Öcalan’ın verdiği yetki ile Kandil’de PKK yöneticilerinin katıldığı toplantıda alınan savaş kararına karşı çıkan ve silahlı mücadelenin miadını doldurduğunu, artık siyasi mücadeleye dönülmesi gerektiğini savunan Faysal Dunlayıcı’nın koruması ile birlikte aracına konulan bomba ile, legal alanda mücadele eden Hikmet Fidan’ın da Diyarbakır’da ensesine sıkılan tek kurşun ile öldürüldüğünü, onlarla birlikte savaş kararına karşı çıkan, aralarında üst düzey komutanların olduğu 2.000 gerillanın PKK’den ayrıldığı da biliniyor.

Sur ilçesinde kuşatma devam ederken zarar görmesin diye basın toplantısı yaptığı Dört Ayaklı Minare’nin önünde Baro Başkanı Tahir Elçi öldürülmüştü.

İmralı’daki yaşam koşulları ve görüş yasakları

Hendek savaşının devam ettiği 7 ay (2015–2016) ve sonrasında da Öcalan gündemden düşmesin diye İmralı Adası’ndaki yaşam koşulları gündeme getirilmişti. İstenildiğinde savaşı başlatan, istenildiğinde ateşkes ilan eden, “Örgütü ben kurdum, ben feshediyorum. Silahları bırakın” diyen bir kişinin İmralı Adası’ndaki yaşam koşullarının nasıl olduğunu merak edip anlamak isteyenlere yeterli olması gerekir.

Kandil’e tam yetki ile S. Süreyya Önder’i gönderip savaş kararı aldırabilen birisi için İmralı Adası’nda konulan yasaklardan söz ederek gündem oluşturarak insanları ikna etmek, kandırmak artık mümkün değil.

Kendisinden istenildiğinde örgüte ateşkes ilan ettiren, istenildiğinde Kandil’e ıslak imzalı mektup gönderip savaş kararı aldırtan, istediği kişileri kendisine yardımcı olsunlar diye farklı cezaevlerinden hükümlüleri İmralı’ya getirip masa kurdurabilen ve “PKK’yi ben kurdum, ben feshediyorum” diyebilecek kadar megaloman bir liderin serbest bırakılsa bile çıkmayacağı bilinen İmralı Adası’nda yaşam koşullarını tahmin etmek hiç de zor değil.

Buna rağmen Öcalan gündemde kalsın diye her dönem “Görüş yasağı ile cezalandırıldı, sağlığı ile ilgili endişeler” gibi konular dile getirilirdi. Hatta zehirlendi diye yapılan propaganda sonunda saç örneği alınarak incelensin diye yurt dışına dahi gönderilmişti.

Günümüzde de adı “Terörsüz Türkiye” olan ve Öcalan’ın da kayıtsız şartsız kabul ettiği ve üstlenmek istediği görevler ile ilgili yaptığı açıklamalara tepkileri azaltmak için süreçte yer verilmeyen konuları varmış gibi değerlendirip gündeme getiriliyor.

İmralı Adası’nda konulan yasaklardan söz ederek gündem oluşturarak insanları ikna etmek, kandırmak artık mümkün değil.

Öcalan gündemde kalsın diye her dönem “Görüş yasağı ile cezalandırıldı, sağlığı ile ilgili endişeler” dile getirilirdi. Hatta zehirlendi diye yapılan propaganda sonunda saç örneği alınarak incelensin diye yurt dışına dahi gönderilmişti.

Günümüzde de adı “Terörsüz Türkiye” olan ve Öcalan’ın da kayıtsız şartsız kabul ettiği ve görev üstlenmek istediği görevler ile eleştirilmemesi, yaptığı açıklamalara tepkileri azaltmak ve gündemden düşürmemek için süreçte yer verilmeyen konuları varmış gibi değerlendirip gündeme getiriliyor…

İmralı Heyeti’nin duraklama değerlendirmesi

DEM Parti yetkilileri ve Meral Danış Beştaş’tan sonra “Süreçle ilgili tıkanıklık var” açıklamalarına İmralı Heyeti de katıldı.

Şanlıurfa milletvekili ve İmralı Heyeti üyesi Mithat Sancar, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın İmralı’da kendisi için hazırlanan yeni yerleşime geçtiğini ve süreçte ilerleme yok nakaratını tekrarlayarak “Son iki aydır süreçte bir duraklama var, belli tarihler söz konusuydu, bunlar gerçekleşmedi. Kürd hareketinin attığı adımlardan sonra kurulun İmralı’ya gitmesi gerekiyor. Sayın Öcalan’la çalışacak kurul, Barış ve Siyasallaşma Kurulu’dur” diyor ve “Öcalan’ın barış görüşmelerinde yalnızca bir üye olarak değil, koordinatör olarak görev alması gerektiğini” de ekleyerek süreçte olmayan şartları diğerleri gibi öne sürüyor. Sürdürülen barış değil, PKK’nin kendini feshederek silah bırakma sürecidir. Buna karar veren Öcalan ile devlettir.

Öcalan kimin adına ve hangi komisyonda görev alacak? PKK’nin mi yoksa devlet adına mı, Sancar belirtmiyor. Çünkü onun da bildiği gibi ortada tek bir süreç var ve Öcalan bu süreçle devlet adına Kürdlerin entegre edilmesinde gönüllü görev talep eden bir kişidir…

Sancar’dan sonra DEM Parti Van Milletvekili ve İmralı Heyeti üyesi Pervin Buldan, Öcalan’a verilen “Silahsızlanma ve fesih sürecini takip eden komisyonun altında” görev verildiğini bilmesine ve istediği cezaevlerinden istediği kişileri getirterek oluşturduğu ekibiyle rahat çalışabilsin diye yapılan konutuna (iki katlı, 250 m²) geçmesini Pervin Buldan yeterli görmemiş, “Öcalan’ın bulunduğu bölümün değişmesinin tek başına bir statü değişikliği anlamına gelmediğini” belirtiyor. Yeni konut ile yapılan değişiklik ile verilen mesajın ne anlama geldiğini herkes biliyor ama Pervin Hanım bilmezden gelip “Öcalan’ın oraya geçmeyi kabul etmesi hızlanmayı gerektirir” diye açıklamada bulunuyor.

Sürekli bedeller ödeterek bu halkı kandırıp kullanılması yetmemiş olacak ki hâlâ lafı evirip çevirmeye, Öcalan’ın kesinlikle reddettiği ve kabul etmeyeceği bilinen Kürd halkının ulusal haklarla ilgili taleplerine yer vererek sürecin tıkandığını söyleyip aynı nakaratı defalarca tekrar etmeye gerek yok…

Silah bırakma ve fesih sürecinin kapsamı

Süreç, bildiği gibi, PKK’nin feshedilip silah bırakması karşılığında kısmi pişmanlık yasasıdır.

Kürd sorununun çözümü ile uzak yakın ilgisi yok. Öcalan PKK’yi terör örgütü olarak kabul edip devletten Rojava’da yaptığı gibi Kürdistan’ın kalan doğu ve güney parçalarında verilecek yeni görevleri bekliyor. Kürdlerin kültürel haklarını savunmayı bile gereksiz gördüğünü açıklamasına rağmen Öcalan’ın öne sürdüğü bir şartı olmadığı gibi süreçte görülen eksikliklerin giderilmesine görevlendirildiği komisyonda yardımcı oluyor…

Artık anlamayanlar da anlasın, Türkiye’de iki süreç yok. Yürütülen tek bir süreç var ve neleri kapsayıp kapsamadığını okuduğunu ve anlayanlar için Cumhurbaşkanının süreçle ilgili başdanışmanı Mehmet Uçum’un yaptığı açıklamalar yeterlidir.

Uçum yaptığı açıklamalarda Kürdlerin ulusal haklarının tanınması konusunda bir müzakere öngörülmediğini, özerklik veya federasyon konusunda bir pazarlığın söz konusu olmadığını yoruma gerek bırakmayacak şekilde, üstüne basa basa açıkladı. Sürecin “silahların bırakılması ve örgütün tasfiyesi” somut hedefler olarak yer aldığı, Kürd sorununun ulusal, siyasi ve hukuki boyutlarının çözümüne süreçte yer verilmediğini defalarca belirtiyor…

Bahçeli, Kandil ve DEM Partili yetkililer ne kadar açıklama yaparlarsa yapsınlar, Öcalan Kürdlerin lideri olmadığı gibi DEM Parti de Kürd partisi değildir. Öcalan sadece PKK’nin kurucusu, yürütülen kirli savaşın yöneticisidir. Yönetici kadroları İmralı Adası’nda oluşturulan DEM Parti de PKK’nin legal uzantısıdır…

İmralı Adası’ndaki yaşam koşullarını, sağlığını (karpuz dilimlerinin ufak olması dışında), görüşme yasağının olup olmadığını ve süreç ile ilgili olmayan konuları gündeme getirerek Öcalan’ı gündemde tutmaya artık yetmiyor. Bundan sonra evlenmek istediği söylenen Öcalan’ın evleneceği “şanslı kadın” kim, nasıl kokuyor? Nikâh şahitleri kim olacak gibi konular üzerinden İmralı Heyeti ve DEM Parti yetkilileri Öcalan’ı gündemde tutmaya çalışırlarsa hiç şaşırmam…

İddia edildiği gibi “Cezaevinde olanların şartlı tahliyesi ve dışarıdan gelip teslim olanlar için hukuki düzenlemelerin şartlı serbest bırakılmalarının yanında kayyum uygulamalarının sona erdirilmesi, Kürdlerin demokratik haklarının güvence altına alınması, demokrasi, hukuk ve eşitlik” gibi süreçte yer verilmeyen konuları görüntüyü kurtarmak ve Öcalan gündemden düşmesin diye sırayla zamana yayarak tekrar ediyorlar…

Ne derlerse desinler, ne yaparlarsa yapsınlar, Öcalan’a verilecek statü dâhil amaçlanan “Terörsüz Türkiye” süreci ile birlikte kirli savaş da bitecekse “Yetmez ama evet” demek gerekiyor.

Lafı evirip çevirmeye gerek yok. “Terörsüz Türkiye” süreci öngörüldüğü şekilde devam ediyor…

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir

Arşiv fotoğrafı: İmralı Adası, 8 Haziran 2025. Fotoğraf: Kadı / Wikimedia Commons, CC BY 4.0. Kadraj kırpıldı.

Kaynak: Adnan Güllüoğlu